TVD RPG

Türkiye'nin ilk ve tek Vampir Günlükleri RPG sitesi.
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ira Scneider.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ira Scneider
Alfa | Konsey Başkanı Yardımcısı
Alfa | Konsey Başkanı Yardımcısı
avatar

Lakap : Rara.
Nerden : Teksas.
Mesaj Sayısı : 20

Bilgiler
RP Puanı:
100/100  (100/100)
Güç:
0/100000  (0/100000)

MesajKonu: Ira Scneider.   Paz Şub. 27, 2011 3:38 am

İstediğiniz Irk :: Kurtadam. * Mümkünse Alfa[Lider.]
RP ::

    Gözlerini uykudan uyanırcasına açtı genç kız. Oysaki uyumuyordu. Aklında, rüyasının kırıntıları dolanıyordu. Hafızası yerinde değilmişcesine hayal meyal hatırlıyordu. Ama rüyasının, dün geceyle ilgili olduğuna emindi. Hah, dün gece. Erkeğinin dokunuşlarını hala hissediyordu bedeninde. Dışarı çıktıklarında, ellerini ve yüzünü ısıran kar taneleri hala teninde idi sanki. Hülyalı bir şekilde iç çekti ama hemen durdu. Derin uykuda olan oda arkadaşı Gwyne, karşısındaki yatakta huzursuzca kıpırdandı. Onu uyandırmak niyetinde değildi. Uykunun verdiği uyuşukluk tüm bedenini sarmıştı yatağında doğrulunca. Tekrar yatıp, yorganı kafasına kadar çekerek hayal kurmamak için zor tutuyordu kendini. Bu gün Quidditch maçının olduğu dank etti kafasına. Saatin hala erken olmasına karşın, kalktı ve parmak ucunda yürüyerek ahşap dolaba yöneldi. Etraf fazla dağınıktı; giysiler yerde, ahşap masanın kenarlarından iç çamaşırları, kağıtlar, kitaplar sarkıyordu. Yumuşak halının üzerindeki objelere basmamaya çalışarak yürüdü ve dolabın kapağını açtı. Dolabın içininde odadan pek bir farkı yoktu. Askılarda göz gezdirdi ve en rahat kazağı ile siyah pantolonunda karar kıldı. Zaten üzerinde Quidditch cübbesi olacağı için vücut hatlarının belli olması imkansızdı. Ah, zaten bunu niye istesin ki? Lucian'da takımda, o yüzden. İç sesi ukala bir edayla düşüncelerine karşılık verdi. İnce geceliğinden tek harekette kurtuldu ve giysilerini giyindi, dengesini bozup düşmemeye çalışarak. Asasını, dağınıklığın arasından bulup çıkardı ve pantolonunun kemer kısmına sıkıştırdı. Ne olur, ne olmaz. Odasından çıktı. Etrafta huzur bozucu bir sessizlik vardı. Belli ki kimse uyanmamıştı onun dışında. Yinede Büyük Salon'da kahvaltının hazır olduğuna emindi. Karnı aç değildi fazla ama eğer maçta kusmamak istiyorsa midesinin dolu olması gerekiyordu. Gergin olmasına rağmen, içinde tatlı bir heyecan vardı. Maç için endişelenmemesi, Lucian'ı göreceği için ise heyecanlanması onun komiğine gidiyordu.

    Büyük Salon'a geldiğinde, Gryffindor takımınında kafa kafaya vermiş, kahvaltı ettiğini gördü. Gidip yanlarına oturduğunda kimse bir şey demedi. Gergin görünmemelerine rağmen, konuşmadıklarını gördü. Gözleriyle masayı taradı ama Lucian'ı göremedi. Suratı asılmıştı. Sessizce, krebini çiğnerken, takım kaptanı Flaus Xavier, takımda Kovalayıcı olan Ysandre Morgyres'ın kulağına bir şeyler fısıldadı. Bu Delmyra'nın hoşuna gitmemişti. İçine, hiç beklenmedik bir sinir dalgası vurdu. Masaya ellerini koydu ve ayağa kalktı. Sesindeki şiddet, anlaşılmayacak gibi değildi. " Neden herkes biri ölmüş gibi davranıyor? " Kimse cevap vermedi. Bu ani patlamanın şokunu, kendisi de idrak ederken yavaşça yerine oturdu. Aklına ilk gelen isim kanının donmasına yetti bile. Lucian. Yarım krebine boş boş bakarak, tekrar konuştu. Sesi zar zor çıkmıştı. " Ona ne oldu, Flaus? " Yüzünü ona dönüp, gözlerine bakmaya korkmuştu. Hazır değildi duymaya, ama ölesiye merak ediyordu. Daha dün, kollarında olan delikanlı, bu gün neredeydi? Tam mutlu olmuşken her şeyin bozulması mümkün müydü? Flaus'un gür ama bir o kadar da yumuşak çıkmasına özen gösteren sesini duydu. " Bak, Delmyra. Olanlar kesin değil, ama bilmelisin. Profesör Dumbledore, Lucian'ın dün gece yarısından sonra bir şey yaptığını ve ardından kaybolduğunu haber verdi. Maç iptal olmadı. Yedek oyunculardan biri oynayacak. Şuan hiç bir şey belli değil. Onu bulacaklar, Delmyra. " Göz yaşlarına boğulmamak için kendini zor tutuyordu. Onu bulacaklar. Ah, tabii! Kalbine, sanki kocaman delikler açılmışcasına bir ağrı saplandı. Yemek masasından hışımla kalkarak, koştu. Nereye gideceği umurunda değildi. Ayaklarının onu götürdüğü yere koşuyordu. En sonunda, Flaus'un arkasından koşmayı bıraktığını anlayarak durdu. Koridorun sonuna gelmişti. Buğulu camlardan, dışarısının çarşaf gibi bembeyaz olduğunu görebiliyordu. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akarken, sırtını duvara yasladı ve yavaş yavaş çöktü. Ayaklarını hissetmiyordu sanki. Hareket edecek bir parça enerjisi bile yoktu. Lucian. İsmi, beyninde yankılanıyordu. Ya öldüyse? Bu düşünce, acısını katlamaya yetti. Gözyaşlarını durduramıyordu artık. Hogwarts'tan çıkıp nereye gitmiş olabilirdi ki? Okulun etrafı, ormanla çevriliydi. Kaçma ihtimalini bir kenara bıraktı. Ya kaçırılmışsa? Onu, en son gören Delmyra'ydı. Bahçede yürümüşler ve Lucian'ın odasına gitmişlerdi. Son sınıf ve sınıf başkanı olduğu için odasını kimseyle paylaşmak zorunda kalmıyordu. Orada zaman geçirmişler ve... Düşünmek bile acı vermişti ona. Delmyra, kendi odasına dönerken, ona veda etmişti. Ve ne demişti? Dikkatli ol. Bunu, sanki bir daha görüşemeyeceklermiş gibi bir edayla söylemişti. Bunu anlamış olmalıydı. Her şey planlanmıştı belki de. İçi içini yiyordu. Ayrıca şimdi ne yapacağını bilmiyordu. Bu şekilde kesinlikle maça çıkamazdı. Çıksa bile, yenilirlerdi. Arayıcı olduğu için tüm yük onun üstündeydi. Bu da işleri kolaylaştırmıyordu. Kafasında bir ışık yanmıştı sanki. Onu aramak niyetiyle, aptalca bir hisse kapıldı. Hayır, bu gerçekten aptalca. Kendini öldürmek mi istiyorsun? Oraya gerçekten gitmeyecekti değil mi? Hayır, hayır gitmeyecekti. Şimdi, sadece odasına dönüp, haber gelmesini beklemeliydi. Flaus'a da bu seferlik oynamayacağını, onun yerine başka birini bulmasını söylemeliydi. Bahçeye çıkan kapıdan, ta ileriye, Yasak Orman'a baktı. Hayır, oraya gitmeyeceksin.

    Arkasını dönüp dönmemek arasında gidip geliyordu. Topukları üstünde dönerek odaya gitmeye zorladı kendini, ama en sonunda merakına yenilmişti. Evet, sen bir aptalsın Delmyra Jaquain. Bahçe kapısından çıkarak, dışarıya adım attı. Soğuk rüzgar teninin yalayıp geçerken yürümeye devam etti. Quidditch cübbesi sayesinde, üşüyor sayılmazdı, ama çorapları sırılsıklam olmuştu bile. Etrafta kimsenin olmadığına emin olarak göl kenarına gitti. Yasak Orman'a buradan gidildiği duymuştu. Bir son sınıf öğrencisi, Yasak Orman'a buradan gitmiş, vampirler sayesinde ölmüştü. İçi titredi genç kızın. Dev gibi ağaçlar önüne seriliyordu. Geri dönmek için son şansıydı bu. Hayır. Sabah olmasına rağmen, ormanda akşam gibiydi. Ağaçlar yürüdükçe çoğalıyordu. Burada onu bulmasının imkansız olduğunu düşünmek istemiyordu. Yürürken zaman zaman arkasına bakıyordu tedirgin bir şekilde. Kalbi son hızla atarken ani bir tehlike anı bekliyordu. Kazağını sıyırıp, asasını sıkıştırdığı yerden çıkardı ve eline aldı. Gök yüzü, neredeyse görünmüyordu. Çıt. İrkildi. Ses arkasından gelmişti. Kalbinin sesini duyamıyordu artık. Yaklaşık elli metre ötedeki siyah şekili gördüğünde bayılacak gibi oldu. Korkması mı yoksa sevinmesi gerektiğini mi bilemedi. Ani bir dürtüyle sesinin yettiği kadar bağırdı oraya doğru. " Lucian! " Siyah şekilin ona doğru döndüğünü gördü, sanki. Kukuletasından yüzünü görememesine rağmen onun Lucian olmadığına emindi artık. Kanını donduran bir soğukluk hissetti ve o his sanki bütün mutluluklarını alıp götürdü. Birden içine bir karamsarlık çöktü. Elini kaldıracak enerjisi kalmamıştı sanki. Kukuletalı cismin ne olduğunu anlamak zor değildi. Zorla dönerek, hiç olmadığı kadar hızlı koşmaya başladı. Kalın gövdeli bir ağaca yaslandı ve göğsü inip kalkarken kalp atışlarının yavaşlamasını bekledi. Kendinden geçiyordu sanki. Gözleri kapanmamak için büyük bir savaş veriyordu. Nefesi normale döndüğünde hızla arkasını döndü.
    İşte Ruh Emici tam karşısındaydı.
    " Expecto Patronum! "
    Sözcükler ağzından çıktıktan bir kaç saniye sonra yere yığıldığını hissetti. Kısa süreliğine felç olmuştu sanki. Ruhunun bedeninde olmadığı hissi, onu endişelendiriyor, ama sonra hiç bir şey yapamayacağını hatırlatıyordu. Buraya neden gelmişti? Ah, doğru, Lucian. Öldüğünden az çok emindi. En azından canı yanmıyordu. Ama niye sonsuz huzura kavuşamamıştı? İçinde bir şeyler hala kemiriyordu onu. Gözlerini açmak istiyor ama açamıyordu. Kulakları uğuldarken şu sözcükleri net bir şekilde duydu sadece. Bu tanıdık ses kendini uykunun tatlı kollarına teslim etmeye yetmişti.
    " Uyu sevgilim, güvendesin, benim yanımdasın... "
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Peisinoe
Yönetici | Köken Vampir
Yönetici | Köken Vampir
avatar

Nerden : Bulgaristan.
Mesaj Sayısı : 96

Bilgiler
RP Puanı:
100/100  (100/100)
Güç:
100000/100000  (100000/100000)

MesajKonu: Geri: Ira Scneider.   Paz Şub. 27, 2011 11:35 am

    RP'nin gerçekten güzel olduğunu söylemeliyim. Bunu önceden de okumuştum ama sıkılmadan tekrar okumak, yeniden ilk seferdeki gibi heyecanlanmak güzeldi. Tek bir hata gördüm "Gök yüzü" yazılmış ki birleşik yazılmalıydı; ama bu kesinlikle RP'nin kalitesini bozamaz. RP Puanınız: 100.

____________ T h e V a m p i r e D i a r i e s R p g | Ü y e İ m z a s ı ___________


Darkness waits you.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://vampirediariesrpg.my-rpg.com
 
Ira Scneider.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TVD RPG :: Karakter :: Irk ve RP Düzeyi Belirleme-
Buraya geçin: